Wednesday, May 28, 2008

Sürpriz?

Fatih Terim elenen isimleri açıkladı: İbrahim Kaş, Yıldıray ve Halil. Sürpriz mi? Belki başka bir teknik direktör olsa sürpriz diyebilirdik ancak artık Terim'in "Bakın nasıl herkesi şaşırttım" mesajı vermekten başka bir amacı olmadığının açık olduğu hareketleri sürpriz olmaktan çıktı bence.



İbrahim Kaş: Önceki postta dediğim gibi ben defansta önce Gökhan Zan'ı sonra Emre Aşık'ı tercih ederdim göndermek üzere. Hele ki sağ bekteki alternatiflerimizin bu kararla birlikte sakat ve ne seviyede oynayacağı belli olmayan Hamit'le, artık tekrar üstüne konuşmak istediğim Sabri olduğu düşünülünce. Ancak yine de Emre Güngör gitmediği için mutluyum belki bir ihtimal Servet-Emre Güngör defansı izleyebiliriz diye umuyorum hala.






Yıldıray: Tam bir şapkadan çıkan tavşan. Tamam Yıldıray kendini geliştirmedi ve yerinde saydı dedik ancak, Tümer ve Kazım dururken (Kazım'ı savunanları gerçekten anlamıyorum, şike skandalı yüzünden bir daha milli takıma alınmaması gerektiğini düşündüğüm Gökdeniz madem alınıyor, Rusya'daki formuyla 10 kez tercih edilir) Yıldıray'ın gitmesine söyleyecek söz yok. Tamam Terim Tümer'in maç kazandırma becerisine güveniyor ama bu sene hiçbirşey yapmadığı da ortada. Umarız Ukrayna deplasmanı gibi bir mucize çıkartmayı başarabilir ondan.



Halil: Mevlüt'ü sadece Uruguay maçında kısa süre izleyebildim, pek birşeye benzetemedim ama Fransa gibi bi ligde o kadar gol atmak çok kolay değil,belli bir potansiyeli olduğuna inanıyorum hala. Halil de daha önce dediğim gibi oldukça formsuz bir sezon geçirdi,çok da yanlış bir tercih değil bence.

Tuesday, May 27, 2008

Pique Barca'da



Barcelona'nın transfer hareketı devam ediyor. 2004 yılında kendi B takımlarından ayrılıp Manchester'ın yolunu tutan ve özellikle 06-07 sezonunda Zaragoza'da kiralıkken gösterdiği performansla beğeni toplayan 21 yaşındaki savunma oyuncusu Gerard Pique'yi kesin olarak açıklanmayan ancak birkaç milyon euro civarında olduğu tahmin edilen bir bedel karşılığı geri aldılar. Oldukça beğendiğim bir futbolcudur, Vidic-Rio ikilisinin arkasında şans bulamayacaktı pek,hem kendisi hem Barca için oldukça iyi bir transfer oldu bence.

Monday, May 26, 2008

Seydou Keita Barca'da


Korkunç bir sezonun ardından transfer piyasasına hızlı giren ve adı birçok oyuncuyla anılan Barcelona ilk transferini Sevilla'dan Keita'yı 14 Milyon € karşılığında kadrosuna kattı. Değer mi? Bence değer, Keita bu sene Sevilla'nın futbolunu sürükleyen bir numaralı adamdı. Bu duruma Yaya Toure yolcu gibi geldi bana,bakalım...

Transfer Dedikoduları

Bu yaz transfer piyasası son yıllarda olmadığı kadar hareketli olacak gibi gözüküyor. Futbol piyasasının en önemli 10-15 oyuncusu arasında yer alan isimlerden birçoğunun isminin bu kadar dedikoduda geçtiği bir off-season'ı uzun zamandır yaşamamıştık.

Bu isimlerin başında Chelsea'de mutsuz bir sezon geçiren Drogba geliyor. Barcelona, Milan, Inter ve Real Madrid bu oyuncunun birlikte anıldığı takımlar. Ancak Drogba'nın İtalya'ya gitmek istediği söyleniyor. Bir kaç gün içinde beklenildiği gibi Jose Mourinho Inter'e imza atarsa Drogba'nın adresi de orası olur gibi. Bu olmazsa Milan'ı 2. şanslı takım olarak görüyorum.

Robinho hakkında da dedikoduların ardı arkası kesilmiyor. Sözleşmesi 2010'da sona erecek olan Robinho sözleşmenin bir maaş zammıyla birlikte uzatılmasını açıkça talep ediyor. El Galacticos henüz bu talebe karşılık vermedi ve teklifleri bekliyor. Robinho'nun menejeri Chelsea'nin 35 milyon 'luk bir teklif yapmaya hazırlandığını söyledi. Ortalığı kızıştırma amaçlı menejer dedikodusu olabilir ancak bu sene Abramovic'in yeniden bir harcama çılgınlığına girmesi de gayet olası. Bir başka dedikodu ise çok daha eğlenceli: Haftalardır resmi Cristiano Ronaldo'nun Madrid'e transferi gazetesi gibi davranan Marca Manchester United'ın teklifi değerlendirmeye hazır olduğunu ve ortaya çok yüksek de olsa bir fiyat koyduklarını iddia etti. Teklif: Robinho+Ramos+Diarra+50 Milyon . Ronaldo tartışmasız dünyanın en iyi futbolcusu ve ne verilirse verilsin satmam dediğim bir adam,sonuçta onu satıp kimi alacaksınız? Ancak bu üçlü artı o paraya gelebilecek +1 oyuncuyla Man U da daha iyi bir takıma sahip olabilir mi iyi değerlendirmek lazım. Gerçi Real Madrid'in diğer ikisi bir yana da Ramos'u böyle bir teklife dahil etmeyeceği açık bence.

Bir başka takas dedikosu da dünyanın en iyi futbolcusu tartışmasında benim gözümde adı geçebilecek 3 oyuncudan biri olan (diğeri de Messi'dir) Kaka hakkında ve o da oldukça ilginç. Drogba+Carvalho+Nakit para = Kaka. Bu da oldukça ilginç bir takas olur. Milan açısından mantıklı olabileceğini düşünüyorum. Drogba'yı zaten istiyorlardı,üstüne defansın ortasında Nesta'nın yanına bulamadıkları partneri bulmuş olacaklar. Ronaldinho da gelirse Kaka'nın yerini tam olarak dolduramasalar da eksikliğini telafi edebilirler.


Tabi ki bunların tamamı dedikodudan ibaret ancak en azından takasların bir tanesi gerçek olsa da seneye bambaşka takımlar izlesek, futbol adına keyifli olur gibi.

Sunday, May 25, 2008

Ah Fatih Hocam ah...

Yedin bitirdin kendini,kapasiteni egon ve kişilik sorunlarınla... Bu kafayla İsviçre'de mezarına son çiviyi de çakarız artık

Fatih Terim, “İdeal 11’i hâlâ göremedik. Ne zaman 11’i sahada görebileceğiz?” sorusuna da kızarak, “Ne demek hâlâ. Bazı oyuncuları oynatamıyorum. İşi bir felaket durumuna getirmeyin. Taş gibi bir Uruguay takımıyla oynadık. Hâlâ derken bu hâlâyı biraz dikkatli kullanın. Kazandığımız zaman her şey güllük gülistanlık olmuyor. Ben yüzleşelim derken hepimiz yüzleşelim” dedi.

Türkiye - Uruguay


- Skora çok sevindim,özellikle 2. golden sonra baya mutlu olduğumu söyleyebilirim. Neden? Çünkü herşeye rağmen bu 26 kişilik kadrodan şu görüntüden çok daha iyi bir futbol çıkabileceğine dair küçük bir umudum var. Umudum neden küçük? Çünkü Fatih Terim'in gerçek dersler alacağına dair umudum küçük,ama yine de fakirin ekmeği yapacak birşey yok.

- Gökhan Zan'ın EURO 2008 kadrosunda yer alması alenen futbol cinayeti olur,başka birşey değil. Değil A Milli Takım, Beşiktaş, bence TSL'de başaltı oynayan (Sivas,Kayseri vs.) takımlarda dahi forma giyemeyecek kadar kötü bir stoper. İnanılmaz derecede ağır olması,topla ilişkisinin 0'ın altında olması zaten bildiğimiz zaafları ancak, bunları Emre Aşık'ın iyi zamanları gibi tecrübe,oyun sezgisi ve mücadele bileşimiyle kapatması da mümkün değil. Beşiktaş'ta bu sezon çok kez olduğu gibi hemen hemen her pozisyonda gölge markajından başka birşey yapmıyor. İkinci yarı Uruguay dalga dalga gelip ceza sahamızda at koştururken maçı izlediğim İngiliz spiker adını bile söylemedi, o derece müdahil olmaktan uzak oyuna. Toroman veya Emre Güngör'ü geçtim, OFTAŞ'lı Giray, Kayserili Aydın'dan filan dahi herhangi fazlası yok. Umarım Fatih Terim bir kez olsun hatasını kabullenme büyüklüğünü gösterir ve geri gönderir. Yoksa eyvahlar olsun.

- Emre Aşık da artık bitmeye başlamış yavaş yavaş. Kendini hazır tutması ve mücadelesiyle iyi bir yedek olabilir ancak o kadar, daha ötesi değil. Bu durumda bize düşen Servet'in iyileşmesi için dua etmek. Bu durumda da çıkacak defans büyük ihtimal Servet-Emre Aşık olacak ancak göz var izan var, ligin koca 2. yarısı boyunca en azından bir uyum gösteren Servet-Emre Güngör yine üst düzey bir savunma hattı olmasa da bu kadrodan çıkabilecek en makul karardır. FT yapar mı? Çok şüpheli.

- Defans böyleyken orta saha ve hücum iyi olsa belki takım adına sevinebilirdik ancak o da yok. Emre klüp takımlarında ne kadar az şans bulsa da milli takımda performansını hep arttırırdı. Ancak sakatlıklarla dolu bir sezondan sonra bu kez bunu başaramayacak gibi görünüyor. Yaratıcılığı tamamen bitmiş durumda. Yıldıray desen maalesef senelerdir yerinde sayıyor. Orta sahada ofansif anlamında birşeyler yapabilen tek oyuncu Arda.

- Nihat'tan tek forvet falan olmaz, zaten bunu görmek için futboldan çok anlamaya da gerek yok. Anlıyorum yerden oynayan pivot santrforsuz bir düzen istiyoruz da bu düzende Kazım'ın işi ne o zaman? İlla bir 4-3-3 klonu oynayacaksak ve bu düzen santrforsuz olacaksa o üçlüden biri mutlaka Tuncay olmalı. Uruguay C takımıyla bile üstümüze 4-5 kişi gelebilirken biz ceza sahasına adam dahi sokamadık.

- Başta umudum var demiştim ama yazı ilerledikçe ve düşündükçe umutsuzluğum arttı. EURO96'dan daha kötü olamayız elbet ama, o civarlarda bir derece bizi bekliyor gibi.

Sunday, May 18, 2008

EURO 2008 - Türkiye

Fatih Terim'in açıkladığı kadro her zaman olduğu gibi çok tartışıldı. Alınması ve alınmaması tartışılan oyuncuları tek tek değerlendiricem.

Hakan Şükür: Türk futbol tarihinin en büyük ve en çok tartışılan futbolcusu. Alınmaması yine tarikat ilişkileri üzerinden tartışılmaya çalışılıyor ancak ben bunun bir faktör olduğuna inanmıyorum. Hakan'ın kim olduğu yıllardır belli,şimdi mi geldi Fatih Terim'in aklına yani. Futbol olarak bakıldığında Hakan'ın şu kadroya girmesi mümkün değil ancak takımı motive etmesi,zaman zaman 20 dakika oyuna sokup etkili olması için alınabilir miydi? Belki evet,ancak alınmaması da yanlış bir karar değil kesinlikle.

Mehmet Yıldız: Özellikle Portekiz maçı gibi kapanacağımız maçlarda çok faydalı olabilirdi bence. Tam anlamıyla Milli Takım seviyesinde bir oyuncu olduğundan emin değilim ancak, bu emin olmama durumu örneğin Semih için de geçerli. Birkaç değerlendirmede okuduğum ve kadroya bakıldığında da doğrulanabileceği gibi pivot santrforlu bir düzenden vazgeçtiyse eğer Terim bu tercih daha kabul edilebilir oluyor. Bakalım,biraz da turnuva başladıktan sonra göreceğiz. Ancak eğer santrforda Halil'i görürsem ilk 11'de çok küfredebilirim Yıldız'ın olmamasına.

Ümit Karan: İşte hiç anlamadığım bir tercih. Aslında anlıyorum,maalesef karakter sorunları teknik direktörlük başarısını yıllardır örseleyen Terim'in Ümit konusunda ne kadar takıntılı olduğunu Ümit başta olmak üzere hepimiz biliyoruz. Ancak bu sene ceza sahası içi,tek vuruş santrforluğu konusunda dersler vermesinin yanısıra gezen,basan,defansına yardım eden,kanatlara açılan,orta yapan, kısacası bir modern santrforun yapması gereken herşeyi yapan Karan nasıl olur da Mevlüt ve Halil'in gerisinde kalır anlamak mümkün değil.

Mehmet Topuz: Sahadaki en az 3-4 pozisyonu yedekleyebilecek bir oyuncu, ligin belki de en değerli Türk futbolcusu Arda'yla birlikte. O kadar etmeyeceğini düşünsem de 10 milyon euro'ların konuşulduğu bir oyuncu. Ancak Sabri Sarıoğlu Fiorentina aşkına oynadığı 3 maç sayesinde kadrodayken, Topuz yok. Yorum dahi yapmakta zorlandığım bir tercih.

Nuri Şahin: Çok konuşulmuyor belki ama, Fatih Terim ilk geldiğinde,yeniden bir jenerasyon yakalıyacaz diye atıp tuttuğunda o jenerasyonun etrafına kurulacağı ilk adamlardan biriydi Nuri. Feyenoord'da gayet de istikrarlı bir sezon geçirdi. 29 maç oynadı, 6 gol 5 asisti var. Şimdi bu genç oyuncu böyle bir sezondan sonra girmeyecekse takıma ne zaman girecek?

Halil Altıntop: Bundesliga çok yakından takip ettiğim bir lig, hiç bir zaman üst düzey bir oyuncu olarak görmediğim Halil, bu seneki vasat ötesi formuyla nasıl girer milli takıma?

Semih Şentürk: Milli Takım topçusu olarak görmüyorum ama sonuçta ligin gol kralı, çok da tartışmaya gerek yok,haketti.

Sabri Sarıoğlu: Galatasaray'da katlanmak yeterince kötüydü, bir de Milli Takım'da izliycez, hele bir de Gökhan Gönül yetişmezse, of ki ne of. Düşündükçe Topuz kararına daha da sinirleniyorum.

Kazım Kazım: En anlamadığım tercihlerden biri. Kazım ne yapmıştır bu sezon? Yarım Chelsea, bir Beşiktaş maçında top oynadı ve bu milli takıma alınmasına yetti öyle mi? Kontraataklarda etkili olabilecek bu tarz bir oyuncumuz olmadığı söyleniyor, santrfor kullanmayacaksak, Kazım'ın kanatta bir çalım sonrası güzel bir orta formülünü kiminle uygulayacağız bunu soran yok.

Emre Belözoğlu: Milli Takım'a alıncak hiçbir şey yapmamış olmasına karşılık, Fatih Terim onu oynatmayı bir şekilde beceriyor, o yüzden çok fazla itiraz etmiyorum bu tercihe.

Gökhan Zan: Her Beşiktaş maçı izlediğimde değil Beşiktaş, Super Lig'de bu adamın ne işi var diye düşündüğüm Gökhan milli takımda. Emre Güngör ve İbrahim Toroman dururken nasıl çağrılıyor,hangi akla hizmet,anlamıyorum,anlayamıyorum.

Mevlüt Erding: Genç ve yetenekli bir oyuncu,zaten son 23'te olmayacaktır muhtemelen, o yüzden atmosfer görsün çocuk diye çağırılmış olabilir. Ondan daha fazla hakeden isimlerin yerini alması dışında itirazım olan bir isim değil.

SONUÇ: Çok kötü bir kadro tercihi,ama umarım yine haydi aslanlar gazıyla beklentilerin üstüne çıkar takımımız. Tahminim ise, Çekleri yeneriz,Portekiz'e yeniliriz. İsviçre maçı ortada, o maçın sonucu gruptan çıkıp çıkamayacağımızı belirler. Bir üst turda eleniriz.



Goalkeepers: Volkan Demirel (Fenerbahçe SK), Rüştü Reçber (Beşiktaş JK), Tolga Zengin (Trabzonspor).

Defenders: Gökhan Gönül (Fenerbahçe SK), Sabri Sarıoğlu (Galatasaray AŞ), Gökhan Zan (Beşiktaş JK), İbrahim Kaş (Beşiktaş JK), Emre Aşık (Galatasaray AŞ), Servet Çetin (Galatasaray AŞ), Hakan Balta (Galatasaray AŞ), Uğur Boral (Fenerbahçe SK).

Midfielders: Mehmet Aurélio (Fenerbahçe SK), Mehmet Topal (Galatasaray AŞ), Emre Belözoğlu (Newcastle United FC), Tümer Metin (Larissa FC), Yıldıray Baştürk (VfB Stuttgart), Hamit Altıntop (FC Bayern München), Ayhan Akman (Galatasaray AŞ), Arda Turan (Galatasaray AŞ), Tuncay Şanlı (Middlesbrough FC), Kazım Kazım (Fenerbahçe SK), Gökdeniz Karadeniz (FC Rubin Kazan).

Forwards: Nihat Kahveci (Villarreal CF), Halil Altıntop (FC Schalke 04), Semih Şentürk (Fenerbahçe SK), Mevlüt Erding (FC Sochaux-Montbéliard).



EURO 2008


Turnuvanın başlangıç tarihi olan 7 Haziran'a az bir zaman kala,açıklanan kadrolar,takımlara ve patlama yapmasını beklediğim oyunculara dair tahminler sırayla burada yer alacak. Önce bizim grupla ve tabii ki çok tartışılan Fatih Terim'in tercihleriyle başlıyoruz. Haydi bakalım...

Saturday, May 17, 2008

Pinhani - Zaman Beklemez


Pinhani Kavak Yelleri dizisine mevcut şarkılarını vermeye ve dizi için yeni şarkılar yazmaya başlamadan, bir başka deyişle ünlü olmadan önce tanışmıştım grupla. İnandığın Masallar son 4-5 yıla damgasını vuran Türkçe alternatif/rock müzik furyası içinde çıkan en orjinal ve başarılı çıkış albümlerinden biriydi kesinlikle. Grubun kurucu elemanları iki kuzen Sinan Kaynakçı ve Zeynep Eylül Üçer'in yetenekleri Akın Eldes gibi belki de Türkiye'nin en önemli gitarist ve müzisyenlerinden birinin prodüktörlüğüyle birleşince ortaya su gibi akan harika bir albüm çıkmıştı.

Ve kısa bir süre önce ikinci albümü Zaman Beklemez'i yayınladı Pinhani. Hem dünyada hem Türkiye'de belki de tüm gruplar açısından en sıkıntılı albümdür ikinci albüm,hele ki ilk albüm önemli bir başarı kazandıysa. Yılların biriktirdiği şarkıların yayınlandığı ilk albümün ardından hem tarzını ve aynı başarıyı korumak hem de yeni birşeyler sunmak oldukça zordur. Hemen söyleyeyim Pinhani bunu fazlasıyla başarmış. İlk albümün başarısı üzerine ilk albümde eksik olduğunu düşündüğüm ne varsa bu albüme eklenmiş diyebilirim neredeyse.

Sinan'ın inanılmaz ve belki de ülkenin en kendine has vokallerinden biri olan sesi yine albümü sürüklüyor. Yumuşak ve akıcı akustik gitarlar yine ilk albümde olduğu gibi her şarkıya damgasını vuruyor. İlk albümde Akın Eldes gitarist olarak da rol almış olmasına rağmen onun o kendine has sololarını 1-2 şarkı haricinde duyamamış olmayı bir eksiklik olarak görmüştüm. Bu albümde ise Eldes çoğu şarkıya harika sololarıyla damga vuruyor ve her şarkıda Sinan'ın sesiyle bir dünyaya, şarkının sonlarına doğru bir Eldes solosuyla bambaşka bir dünyaya gidiyoruz adeta

Tek tek şarkılara değinmeye gerek duymuyorum ancak genel olarak özetlemek gerekirse Bir Anda, Ne Güzel Güldün, Sevmekten Usanmam, Yalnızlık ve Zaman Beklemez ilk albümdeki şarkıların devamı tadında, ilk albümün hayranlarını çok mutlu edecek şarkılar. Ağlama,Dursana Dünya ve Yansın ise hem daha hızlı şarkılar olmalarıyla hem de özellikle Ağlama ve Yansın'ın yansıttığı daha farklı duygularla ilk albümden ayrılan,ancak yine çok sevilecek şarkılar.

Düğün Dernek için ise ayrı bir paragraf açmak istedim. Bu şarkı hem klasik Türk müziği motiflerinin kullanımı hem sözleriyle "Türk" olan bir geleneğin üzerine kurulmasıyla ( özellikle "Salih Abi sen de gel...Biz biliyoruz da mı oynuyoruz" bölümlerine koptum :)) ilk albümden yaptığım bir tesbiti kuvvetlendirdi kafamda. İnanıyorum ki Pinhani'den yaklaşık bir 15-20 yıl sonra bizim kuşağın Yeni Türkü'sü olarak bahsedeceğiz bu ülkede. Ayrıca ilginç bir bilgi,ne derece doğru bilmiyorum ama... Bu şarkının akustik versiyonu olan Düğün için stüdyoda bir çilingir sofra kurulduğu ve onun etrafında muhabbetle birlikte çaldıklarını okudum bir yerlerde.

Tebrikler hem genç müzisyenler Sinan ve Zeynep'e hem de onlara inanıp hem desteğini hem kalitesini müziklerine yansıtan Akın Eldes'e...

Tuesday, April 29, 2008

Masstival 2008


Ve beklenen festival..
İki gün önce evde hasta yatıyorken, bu yaz ne konserleri var bir bakayım dedim, zaten Metallica'nın gelişi yeterince mutlu etmişken bir de ne göreyim Alanis Morissette Masstival'de.
Sevinçten ağlayacak duruma geldim, bilen bilir benim için her zaman bir numaradır, artık seneye New York'ta konserine giderim derken İstanbul'a gelecek olması hala şaka gibi geliyor açıkçası.
Yalan olmasından o kadar çok korkuyorum ki haberin günde 100 kez www.alanis.com'a giriyorum, tur programında Türkiye eklenmiş mi diye bakıyorum.Alanis'in yeni albümü 10 Haziran'da çıkıyor, şimdiden 2 şarkısını youtube'de izlemek mümkün: Underneath ve Not as we. Açıkçası "Not as We"' yi çok beğendim hem müzikal anlamda hem de her zamanki Alanis sözleri.

Not As We

Not as We
reborn and shivering
settled on new terrain
unsure, unkind, insane
it's faint and shaken

day one, day one
start over again
step one, step one
i'm barely making sense
for now i'm faking it
'til i'm psuedo-making it
from scratch, begin again
but this time i as i
and not as we

gun-shy and shivering
tear it without a hand
feign brave but still intent
little and hardly here


eyes wet toward wide open fright,
if god is taking bias, i pray he wants to lose

Sunday, April 20, 2008

Benden...

O kadar karışığım ki yine hatta her zamankinden daha fazla... Dört ay sonra artık Türkiye'de olmayacağım gerçeğiyle yüzleşmem bir yana arkamda bırakacaklarımı ne kadar özleyeceğimi düşündükçe çok kötü oluyorum... Şu son bir seneki hayatıma bakıyorum ve değişen dengelere...
Gülebiliyorum sadece...

"İncindim, incitildim derinden...
Terkettim kendimi...
Tesadüfen karşılaştım içimde kendimle yeniden
Bir minicik kız çocuğu bak, duruyor orada hala...
Anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa..."

Şu satırlarla özetlenebilir son bir yılım..
Çok çabuk kırılıyorum ve kırıyorum da... Unutamıyorum ve affedemiyorum da asla... Artık bir şeyler değişmeli, son satırlarıyla örtüşmeli şarkının.. Ben de mırıldanabilmeliyim şu sözleri...

"Artık beni asla yaralamayaz, hayat eğer istemezsem...
Yıllar beni kolay yakalayamaz eğer ben durup beklemezsem..."

Ama olmuyor... Belki sil baştan başlamak gerek her şeye yeniden... Bilmiyorum, unutamıyorum...

Saturday, April 19, 2008

NBA Playoffs Preview - Doğu - 2

Detroit Pistons (2) - Philadelphia 76ers (7)

Doğu'nun ilginç eşleşmelerinden biri olabilir bu. Herkes Detroit'in rahat bir şekilde geçmesini bekliyor,muhtemelen de geçecektir turu ancak beklendiği kadar kolay olmayabilir.



Aslında bunu belirleyecek olan tamamen Pistons takımı. Ligin belki de en iyi ilk 5'lerinden birine sahipler 4 yıldır,ki üstüste 4 Doğu finali oynamaları zaten bunun göstergesi. Bunun yanına bu sene, geçtiğimiz sene belki de en çok eleştirilen iki yönlerini geliştirdiler. Bench'in zayıflığı ve takımın yavaş ve yaşlı kalması. Afflalo, Maxiell, Stuckey ve Amir Johnson'dan oluşan ve "Zoo Crew" olarak adlandırılan genç ekip her oyuna girdiklerinde savunma ve hücumda yaptıkları katkı ve takıma getirdikleri enerjiyle hem takımın veteran oyuncularının hem de tüm ligin saygısını ve takdirini kazanmış durumda.



76ers ise bu sene herkesin beklentilerinin çok çok üstüne çıkan bir performans sergiledi. Iverson'ı kaybettikten sonra Kyle Korver'ı da Utah'a vermelerinin ardından sonunculuğa oynamaları beklenirken üstelik 7. sıradan playoff yapmayı başardılar ve bu başarılarıyla koçları Mo Cheeks yılın koçu ödülünün en önemli adaylarından biri haline geldi. 3 sayılık atışlarda hem yüzde hem basket sayısı olarak lig sonuncusu olmalarına karşın başta Andre Iguodala olmak üzere atletik oyuncularını ligin belki de en underrated guard'ı Andre Miller'ın çok başarılı yönetmesiyle 40 galibiyet almayı başardılar.

Philadelphia maç boyu iyi savunma yapıyor ve rakibin oyundan düşmesi halinde ardı ardına gelen smaç ve kolay basketlerle bir anda 10-15 sayılık bir fark yakalayabiliyor. Bu seride kritik soru böyle anlarda Detroit'in ne yapacağı. Özellikle Zoo Crew'un da katılımıyla bu tip anlara fazlasıyla direnebilecek kapasiteye sahipler,ancak özellikle ilk 5 oyuncularının zaman zaman oyundan tamamen kopup maçı bırakma eğilimi sergilediği birkaç sezondur gözüken bir durum. Playoff'ta böyle davranmayacaklarını söylemek de zor çünkü geçen sene LeBron'u,önceki sene Wade'i seyredalıp Doğu Finalleri'ni kaybettikleri hala hafızalarda. Bu seride de böyle süreçler yaşayacaklarını ve 1-2 maç kaybedebileceklerini düşünüyorum. Ancak Detroit'in büyük üstünlüğü eninde sonunda galip gelecektir.

Pistons 4-2 76ers

NBA Playoffs Preview - Doğu - 1

Boston Celtics (1) - Atlanta Hawks (8)

8 eşleşme içinde en rahatı.

Boston sezon başında Garnett,Allen ve Pierce'la oluşturduğu Big Three'nin rüzgarıyla ligin en büyük favorisi konumundaydı. Sezon boyunca sergiledikleri basketbolla da bu kağıt üstündeki favorilik durumunu desteklediler ve 66 galibiyetle lig liderliğini açık ara farkla kazandılar.


Atlanta ise yıllar sonra play-off yaparak önemli bir başarı kazandı ancak bu süreçte pek kimseyi ikna edebildikleri söylenemez. Özellikle Mike Bibby trade'inden sonra doğuda oldukça başarılı olabilecek bir kadroya sahipken ligin son haftalarında neredeyse playoff yapmak istemeyen bir görüntü çizdiler ve az kalsın Indiana gibi oldukça vasat bir takıma son sırayı kaptırıyorlardı.



Boston ligin ikinci yarısını büyük ölçüde dinlenerek geçirdi. Ancak tek hedefleri şampiyonluk olan Pierce,Allen; hırsı belki de tüm diğer NBA yıldızlarından farklı bir düzeyde olan ve bu hırsı playofflarda (eğer böyle bir şey mümkünse) bir üst düzeye taşıması beklenen Garnett ve sezon başında en büyük eksikleri olması beklenirken birçok maçı kazanan,Atlanta'nın ilk 5'ini ligin sonlarında yerden yere vuran bench'iyle Celtics bu seriyi maç vermeden alacaktır. Belki Atlanta'daki 3. maç yakın geçecektir,o da Joe Johnson ve Bibby yüzdeli atar, Josh Smith de highlight vermekten fazlasını yaparsa. Kimse Celtics'ten geçen seneki Dallas'a benzer bir sürpriz veya Detroit'ten zaman zaman gördüğümüz tarzda bir "letdown" beklemesin.

Celtics 4-0 Hawks

Tuesday, April 15, 2008

Arsenal'in 'Çöküş'ü



Sezona hem müthiş bir futbol hem de süper sonuçlarla girerek Henry sonrası çöküşlerini bekleyenleri bir kez daha şaşırtan ve futbolseverleri kendine hayran bıraktıran Arsenal'in sezonu malesef bir kez daha kupasız sonuçlandı. Önce geçtiğimiz hafta salı Liverpool karşısında,ardından bu haftasonu Manchester United karşısında iki ucuz penaltının kurbanı oldular ve hem Şampiyonlar Ligi'ne hem de büyük ölçüde şampiyonluk yarışına veda ettiler.

Bu sonuçlar sonrası hem İngiltere hem Arsenal karışmış gözüküyor. İki mağlubiyet sonrası hem dışarıdan Wenger'e yönelik eleştiriler hem de takım içindeki soru işaretleri arttı. Wenger'in Arsenal'i Arsenal yapan politikaları basın tarafından fazlasıyla sorgulanıyor. Gençlere verdiği önem yurtiçi ve Avrupa çapında övülse de,takımın bu kadar tecrübesiz oluşunun turnuvaların son aşamalarındaki başarısızlığı getirdiği söyleniyor. Bunun yanısıra Wenger'in bol pas,yüksek tempo ve güzel futbola dayalı anlayışının (İngiltere'de kısaca sexy football diyorlar buna, başarılı bir benzetme bence) taraftarı mutlu etse de sonuçları getirmekte zorlandığı, takımın zaman zaman bu düzeyde mutlaka yapılması gereken "ugly win" (kötü oynarken de kazanabilmek diye çevrilebilir sanırım) almayı başarma kapasitesinin olmadığı da önemli eleştiriler arasında. Chelsea'de bu tür galibiyetlere fazlasıyla alışan kaptan William Gallas da transferinden bu yana kupa kazanamamış olmanın hayalkırıklığıyla olsa gerek,bu eleştirilere hak verdi ve kazanmanın hem taraftar hem takım için herşeyden önemli olması gerektiğini söyledi. Buna karşın takımın genç jenerasyon yıldızlarından Van Persie futbolun bir şov,futbolcuların da aktörler olduğunu ve güzel futbolun Arsenal'in asla vazgeçmemesi gereken bir değer olduğunu söylemişti Liverpool mağlubiyetinden sonra. Yönetim içinde bazı seslerin de Gallas'ın fikirlerine yavaş yavaş destek vermeye başladığı söyleniyor.

Bana göreyse Arsenal kısmen tecrübesizliğinin,büyük ölçüde de şanssızlığının kurbanı oldu iki turnuvada. Lig ve Şampiyonlar Ligi'nden kopmalarına sebep olan 4 maça (2 Liverpool, 1 Man U,1 Chelsea) bakacak olursak tüm bu maçlarda Arsenal'in kendisine yetecek sonuçları almayı hakettiğini görürüz. Chelsea maçının büyük bölümünde üstünken ve 1-0 da öne geçmişken 15 dakikalık bir Drogba şovuna engel olamadılar ki bu süreçte sorumluluk sahipleri arasında "tecrübeli" Gallas geliyor. Liverpool serisi ise bence tamamen futbolun adaletsizliğinin bir anıtı gibiydi. İlk maç Arsenal belki farklı kazanmayı haketmişken,üstelik bir de % 1 milyonluk penaltısının verilmemesi sonucu beraberliğe razı oldu. İkinci maçta yine kendilerine yetecek sonucu elde etmişken,attıkları golün santrasında hem yapılış olarak aptalca,hem de hakem kararı açısından ucuz bir penaltıyla mağlup oldular. Ve son olarak bu haftasonu izlediğimiz Manchester United maçında herkes Kırmızı Şeytanlar'ın kolay bir galibiyet alacağını düşünürken, zaman zaman Rooney'e verdikleri kontra fırsatlar haricinde çok daha üstün bir oyun sergileyen taraf Arsenal'di. Defansın ortası gibi kritik bir mevkide bu düzeyde hemen hiç oynamamış Alex Song'la oynamalarına karşın bu üstünlük gerçekten takdir edilmeli. Yine öne geçtiler ancak yine Gallas tarafından yapılan (!) saçma bir penaltının ve maçın yıldızı Hargreaves'in (bu seneki performansı ayrı bir yazıyı hakediyor) müthiş frikiğinin gösterdiği gibi, bu sene futbol tanrıları onlardan yana değildi. Başta Hargreaves'inki olmak üzere golleri buradan izleyin derim.



Arsenal'in futbolunun sonuç alma şansının olup olmadığı tartışmaları, NBA'de Phoenix Suns basketbolunun şampiyonluk şansı olup olmadığı tartışmalarına benziyor. Phoenix'te GM Steve Kerr Shaq trade'iyle tarzından bir miktar ödün verdi,sonuçlarını bu sezon sonunda göreceğiz (NBA playoffları için de ayrı bir yazı yolda). Ancak umarım Arsenal bu tarz bir ödünü vermez önümüzdeki sene,çünkü bu genç takımın birden çok daha fazla şansı hakettiğini düşünüyorum, daha yeni oturdukları bir senede buralara kadar gelmeleri sadece alkışlanmalı.

Happy Together

Çok eğlenceli ve sevgi dolu bir Turtles şarkısı, happy together...

Imagine me and you, I do
I think about you day and night
it's only right to think about the girl you love
and hold her tight so happy together...

If i should call you up invest a dime
and you say you belong to me and ease my mind
imagine how the world could be so very fine
so happy together

I can't see me loving nobody but you for all my life
when you're with me baby the skies will be blue for all my life

me and you and you and me
no matter how they tossed the dice
it had to be the only one for me is you
and you for me so happy together

so happy together how is the weather
so happy together we're happy together
so happy together..

Monday, April 14, 2008

When Harry Met Sally

Hikayemiz o kadar benziyor ki Harry ve Sally'ninkine bir kaç quote da burdan koymasam haksızlık etmiş olurum gibi geliyor...

Tagline:
"Will sex ruin a perfect relationship between a man a woman? That's what Harry (Crystal) and Sally (Ryan) debate during their trip from Chicago to New York. And eleven years later, they're still no closer to finding the answer. Will these two best friends ever accept that they're meant for each other... or will they continue to deny the attraction that's existed since the first moment When Harry Met Sally?"

Harry Burns: There are two kinds of women: high maintenance and low maintenance.
Sally Albright: Which one am I?
Harry Burns: You're the worst kind. You're high maintenance but you think you're low maintenance.

Harry Burns: It is so nice when you can sit with someone and not have to talk.

Sally Albright: You see? That is just like you, Harry. You say things like that, and you make it impossible for me to hate you.

Harry Burns: I love that you get cold when it's 71 degrees out. I love that it takes you an hour and a half to order a sandwich. I love that you get a little crinkle above your nose when you're looking at me like I'm nuts. I love that after I spend the day with you, I can still smell your perfume on my clothes. And I love that you are the last person I want to talk to before I go to sleep at night. And it's not because I'm lonely, and it's not because it's New Year's Eve. I came here tonight because when you realize you want to spend the rest of your life with somebody, you want the rest of your life to start as soon as possible.

Sunday, April 13, 2008

Jeux d'enfants

Sophie Kowalski: Tell me that you love me first because I'm afraid that if I tell you first you'll think that I'm playing the game.


Sophie Kowalski: Don't say a word. Let me talk. You missed me? Because I missed you. You're a real tyrant. It's so hard to be mad at you. But don't kid yourself, I still am. I want to talk and forget the game, just for once. Like my dress? I hesitated. Nabbed it off my sister. She has another red one, like a thermonuclear bombshell... That's the one I should've worn. I must've spent... three hours in front of the mirror. But I got there, see? I'm pretty. You better like it, or I'll kill you!
[stops the man she is talking to]
Sophie Kowalski: No, wait... Where was I? The problem is, that... even if you said, "I love it," I wouldn't believe you. Julien, I no longer know when you're playing or not. I'm lost. Wait, I'm not finished. Tell me you love me. Tell me, because if I tell you first, I'm afraid you'll think it's a game. Save me... I beg of you.


Julien Jeanvier: Sophie was back in the game! Pure, raw, explosive pleasure! Better than drugs, better than smack! Better than a dope-coke-crack-fix-shit-shoot-sniff-ganja- marijuana-blotter-acid-ecstasy! Better than sex, head, 69, orgies, masturbation, tantrism, Kama Sutra or Thai doggy-style! Better than banana milkshakes! Better than George Lucas's trilogy, the muppets and 2001! Better than Emma Peel, Marilyn, Lara Croft and Cindy Crawford's beauty mark! Better than the B-side to Abbey Road, Jimmy Hendrix and the first man on the moon! Space Mountain, Santa Claus, Bill Gates' fortune, the Dalai Lama, Lazarus raised from the dead! Schwarzenegger's testosterone shots, Pam Anderson's lips! Woodstock, raves... Better than Sade, Rimbaud, Morrison and Castaneda! Better than freedom, better than life!

İstanbul'da Lale Zamanı




Bu Lale festivali mevzusu çok tartışıldı hem bu sene hem festivalin yapıldığı geçtiğimiz senelerde. Dün LaLena'yla bugün annemle Emirgan Parkı'nı iki kere ziyaret etmiş olmamdan kelli,hem birkaç foto paylaşmak hem de bu konuda birkaç söz söylemek istedim.

Her işte olduğu gibi,özellikle Türkiye'de fazlasıyla olduğu gibi bu lale festivali konusunda da hem olumlu hem olumsuz bir çok argüman var. Çok büyük paralar harcandığını, özellikle Türkiye ve İstanbul gibi çok daha önemli önceliklerin olduğu bir ülke ve şehirde bu ölçüde bir kaynağın bu tip "fuzuli" bir işe yönlendirilmesinin çok gereksiz bir israf olduğunu iddia eden çok sayıda insan var. Çok haksız olduklarını söylemek zor. Bu sene festivale ayrılan paranın 2 trilyon civarında olduğu söyleniyor, geçtiğimiz senelerdeki rakamları tam hatırlamıyorum. İstanbul gibi bir şehir için ciddi bir rakam, eğitime,sağlığa aktarıldığında önemli işler yapılabilecek bir rakam. Bunun yanısıra lale ihracatı işini AKP'li bir bakanın oğlunun üstlendiği ve amacın ona para kazandırmak olduğu da söyleniyor, ki sözkonusu Türkiye olduğunda böyle iddialar genelde doğrudur.

Ancak tüm bu eleştirilerin haklılığına karşın bu haftasonu iki kez gördüğüm festivalin destekçisiyim. Bu miktarda bir kaynağın en ideal kullanımı olduğunu iddia etmiyorum. Ancak hangi ülkede yaşadığımızı unutmamak lazım. Sonuçta malesef öyle ya da böyle gerek belediyeler gerek hükümetler ellerindeki kaynakları bir şekilde yakınlarının para kazanacağı saçma sapan işlere aktarıyorlar. Ayda bir sökülüp yapılan kaldırımlar, cadde döşemeleri (İstiklal'deki bitmeyen kazıları unutan var mı?) yollar,parklar vs. vs. Eh madem durum bu, en azından böyle bir güzelliğe aktarılması ehven-i şer'dir diyorum. Emirgan Parkı'nda ekonomik durum ayırt etmeden (parka giriş ücretsiz çünkü) halktan herkesin gayet keyifli zaman geçirdiğini ve doğanın bu eşsiz güzelliğiyle mutlu olduğunu gördüm. 15 günlüğüne de olsa şehrin her yerinde bu tip bir durumu yaratmak caddeleri 35 kere döşemekten iyidir sanırım. Ayrıca aslında Türkiye'ye ait bir sembol olduğu halde artık dünyada tamamen Hollanda'yla özdeşleşen laleyi tekrar Türkiye'ye kazandırmaya çalışmak da fena bir çaba sayılmaz. Bunun yanısıra ithalat yerine ülkedeki lale üretiminin teşvik edileceği ve bunun 230 bin kadar iş olanağı yaratacağı söylendi Kadir Topbaş tarafından. Sözüne ne kadar güvenileceği şüpheli tabi ama yine de bir pozitif olarak görmek lazım bu durumu da.

Bu kadar münazara yeter,biraz da güzellikten söz edelim. Çok güzel 2 gün geçirdim gerçekten. Emirgan Parkı zaten sevdiğim bir mekandır, adeta İstanbul'un içinde ayrı bir dünya gibidir benim gözümde. Doğa güzelliğini müthiş boğaz manzarasıyla birleştirmesiyle dünyada aşık olduğum İstanbul'un güzellğini en güzel anlatan yerlerden biridir. Buna bi de lalerin yarattığı renk cümbüşü eklenince çok çok keyifli ve romantik bir mekan halini alıyor. Festival bitti,lalelerin bir kısmı soldu ama haftaiçi daha boş olacak olmasından faydalanıp önümüzdeki birkaç günde mutlaka ziyaret edin derim.

Nicklerin Origini-3

Per Aspera Ad Astra: Zorluklarla,Yıldızlara

Haggard - Per Aspera Ad Astra

adesso sono qui
an old dungeon hidden from all the light
thirteen candles enlighten the dark
shadows are playing their games on the wall
and a shimmering glow fills the arch

now, as night steps as side, and a new dawn will break
silently a new age of science awakes

old theory that has been wrong
power of the universe
will take me to the place where i belong

through the clauds of lies and fear
in silent moments it comes near:

in my deepest hour of darkness
they will shine…
(feel my scorn)
endlessly…
(the sword that killed the unicorn)
splenderanno … per aspera ad astra

his theories and knowledge
mean danger in these times
and those accused of heresy
will not longer be alive
hide, hide your secrets well
for in your darkest hour you should dwell

(adesso sono qui…)
an old table covered with parchments and rolls
the great one has children of four
callisto, europa, ganymed e io
the bright universe to adore

old theory that has been wrong
power of the universe
will take me to the place where i belong

through the clauds of lies and fear
in silent moments it comes near:

in my deepest hour of darkness
they will shine…
(feel my scorn)
endlessly…
(the sword that killed the unicorn)
splenderanno … per aspera ad astra

Nicklerin Origini-2

ince l lalena
eski sular,
silahsız akşamlar, erken vurulmalar
sığırcıklar ötüyor bir yerlerde
gün düşüyor çılgın bir portakal gibi
bir yolculuk defterinin içine
tundraların gizlediği izlerden
bak yine eşiğine geldim
ince l, lalena
izin ver inine sokulayım bu gece
bak safkan geldim gittiğim uzaklardan
yaşadıklarım işlememiş hiçbir yerime

şuracıkta kıvrılayım, teninin tarçın gökleri altında temiz bir çarşaf
ser; beyaz, yumuşak bir yastık rüya istemem sobanın üzerinde
kaynayan çaydanlığın huzurundan başka köşedeki mindere otur
eski günlerdeki gibi, usul sesle bir şeyler anlat bana, bana bir
şeyler söyle
herşey eskisi gibi olsun
ben hiç gitmemiş olayım
sen evlenmemiş ol, ölmemiş ol lalena

inmem gerektiği söylenen düşlerden
indiğim gecelerde
kaç kez sardın yaralı bedenimi
kaç kez yeniledin
ertesi gün sokaklarına kendimi bulurdum başka terkilerde
derdim yaşam
elimden kaçmamış daha
uyardım kurallarına, kısık ışıklarına
senin koyduğun bütün sessizliğin
bilirdim kelimelerle bile paylaşılamayacak
kadar derinde
"lalena"yı dinlerken sokulgan bir kedi
gibi bırakırdın kendini
beni bile unutarak benim göğsümde
neyi sevsem
kime dokunsam
saçların akıyor yıllardır parmaklarımın arasından
ben kendime ne yaptım, sana ne yaptım lalena?
hatırlıyor musun
ne aptalca şeylere güler
sonra mutluluktan ağlardık sevişirken
aşkın ve birbirimizin derin kucağında
san fransisco'ya giderken olmasa da
doors dinlerken bir çiçek takardın saçlarına
nasıl dönerdik ortancalar vadisinden
daha silah sesleri gelmezken hüzünlü tepelerinden
daha başkalarına kıymanın bilgisi
bulaşmamışken parmak izlerime
nasıl kaygısızdık ve nasıl farkında bile değildik
içinden geçtiğimiz zamanın
masum şehvetini
kendimizden ayırt edemezken

hem zayıf, hem korkak, hem maço
korurum kendimi sanır kaçtığı uzaklarda
hiçbir şey vurma yüzüme, hiçbir şey söyleme
eksileceğim kadar eksildim
dönüşün yollarında buraya gelirken
geriye pek bir şey kalmamış
aşkın bütün imkanlarını sende tüketmişim ben

yol bitiyor işte, bir kaç adım kaldı eşiğine varmya
şimdi herkes doors dinliyor yeniden
seninse saçlarındaki çiçek duruyor mu hala
orada mısın?
bu şiiri okuyor musun?
ince l duruyor mu şarkının kaldığımız yerinde?
orada ol
evlenmemiş ol ölmemiş ol
hiçbir şey olmamış olsun sana
n'olur n'olur n'olur lalena

Murathan Mungan

Nicklerin Origini-1

Deep Purple - Lalena

When the sun goes to bed
That's the time your raise your head
That's your lot in life Lalena
Can't blame you Lalena

Arty Tart la de da
Can your part get much sadder
That's your lot in life Lalena
Can't blame you Lalena

Run you hand thru your hair
Paint your face with despair
That's your lot in life Lalena
Can't blame you Lalena

When the sun goes to bed
That's the time your raise your head
That's your lot in life Lalena
Can't blame you Lalena

Arty Tart Oh so la de da
Can your part ever get, ever get much sadder
That's your lot in life Lalena
Can't blame you Lalena
Oh, Lalena

Ve Başlıyoruz :)

Seni Seviyorum...
en güzel başlangıç cümlesi olur herhalde ;)