
Sezona hem müthiş bir futbol hem de süper sonuçlarla girerek Henry sonrası çöküşlerini bekleyenleri bir kez daha şaşırtan ve futbolseverleri kendine hayran bıraktıran Arsenal'in sezonu malesef bir kez daha kupasız sonuçlandı. Önce geçtiğimiz hafta salı Liverpool karşısında,ardından bu haftasonu Manchester United karşısında iki ucuz penaltının kurbanı oldular ve hem Şampiyonlar Ligi'ne hem de büyük ölçüde şampiyonluk yarışına veda ettiler.
Bu sonuçlar sonrası hem İngiltere hem Arsenal karışmış gözüküyor. İki mağlubiyet sonrası hem dışarıdan Wenger'e yönelik eleştiriler hem de takım içindeki soru işaretleri arttı. Wenger'in Arsenal'i Arsenal yapan politikaları basın tarafından fazlasıyla sorgulanıyor. Gençlere verdiği önem yurtiçi ve Avrupa çapında övülse de,takımın bu kadar tecrübesiz oluşunun turnuvaların son aşamalarındaki başarısızlığı getirdiği söyleniyor. Bunun yanısıra Wenger'in bol pas,yüksek tempo ve güzel futbola dayalı anlayışının (İngiltere'de kısaca sexy football diyorlar buna, başarılı bir benzetme bence) taraftarı mutlu etse de sonuçları getirmekte zorlandığı, takımın zaman zaman bu düzeyde mutlaka yapılması gereken "ugly win" (kötü oynarken de kazanabilmek diye çevrilebilir sanırım) almayı başarma kapasitesinin olmadığı da önemli eleştiriler arasında. Chelsea'de bu tür galibiyetlere fazlasıyla alışan kaptan William Gallas da transferinden bu yana kupa kazanamamış olmanın hayalkırıklığıyla olsa gerek,bu eleştirilere hak verdi ve kazanmanın hem taraftar hem takım için herşeyden önemli olması gerektiğini söyledi. Buna karşın takımın genç jenerasyon yıldızlarından Van Persie futbolun bir şov,futbolcuların da aktörler olduğunu ve güzel futbolun Arsenal'in asla vazgeçmemesi gereken bir değer olduğunu söylemişti Liverpool mağlubiyetinden sonra. Yönetim içinde bazı seslerin de Gallas'ın fikirlerine yavaş yavaş destek vermeye başladığı söyleniyor.
Bana göreyse Arsenal kısmen tecrübesizliğinin,büyük ölçüde de şanssızlığının kurbanı oldu iki turnuvada. Lig ve Şampiyonlar Ligi'nden kopmalarına sebep olan 4 maça (2 Liverpool, 1 Man U,1 Chelsea) bakacak olursak tüm bu maçlarda Arsenal'in kendisine yetecek sonuçları almayı hakettiğini görürüz. Chelsea maçının büyük bölümünde üstünken ve 1-0 da öne geçmişken 15 dakikalık bir Drogba şovuna engel olamadılar ki bu süreçte sorumluluk sahipleri arasında "tecrübeli" Gallas geliyor. Liverpool serisi ise bence tamamen futbolun adaletsizliğinin bir anıtı gibiydi. İlk maç Arsenal belki farklı kazanmayı haketmişken,üstelik bir de % 1 milyonluk penaltısının verilmemesi sonucu beraberliğe razı oldu. İkinci maçta yine kendilerine yetecek sonucu elde etmişken,attıkları golün santrasında hem yapılış olarak aptalca,hem de hakem kararı açısından ucuz bir penaltıyla mağlup oldular. Ve son olarak bu haftasonu izlediğimiz Manchester United maçında herkes Kırmızı Şeytanlar'ın kolay bir galibiyet alacağını düşünürken, zaman zaman Rooney'e verdikleri kontra fırsatlar haricinde çok daha üstün bir oyun sergileyen taraf Arsenal'di. Defansın ortası gibi kritik bir mevkide bu düzeyde hemen hiç oynamamış Alex Song'la oynamalarına karşın bu üstünlük gerçekten takdir edilmeli. Yine öne geçtiler ancak yine Gallas tarafından yapılan (!) saçma bir penaltının ve maçın yıldızı Hargreaves'in (bu seneki performansı ayrı bir yazıyı hakediyor) müthiş frikiğinin gösterdiği gibi, bu sene futbol tanrıları onlardan yana değildi. Başta Hargreaves'inki olmak üzere golleri buradan izleyin derim.
Arsenal'in futbolunun sonuç alma şansının olup olmadığı tartışmaları, NBA'de Phoenix Suns basketbolunun şampiyonluk şansı olup olmadığı tartışmalarına benziyor. Phoenix'te GM Steve Kerr Shaq trade'iyle tarzından bir miktar ödün verdi,sonuçlarını bu sezon sonunda göreceğiz (NBA playoffları için de ayrı bir yazı yolda). Ancak umarım Arsenal bu tarz bir ödünü vermez önümüzdeki sene,çünkü bu genç takımın birden çok daha fazla şansı hakettiğini düşünüyorum, daha yeni oturdukları bir senede buralara kadar gelmeleri sadece alkışlanmalı.

No comments:
Post a Comment